İBB yolsuzluk davasında Ekrem İmamoğlu'na yönelik 143 ayrı eylem üzerinden çok sayıda suç isnadı yöneltilmiş durumda.
İlk duruşmalardan itibaren net bir tablo ortaya çıktı: İmamoğlu ve ekibi, suçlamalara karşı esaslı bir hukuki savunma hattı kurmak yerine, iddianameyi siyasi tartışma malzemesi haline getirmeyi, mahkeme üzerinde baskı oluşturmayı ve süreci kamuoyu gündemine taşımayı tercih ediyor.Bu yaklaşımın uzun vadede sürdürülebilir olmadığını anlamaları ne kadar sürer, kestirmek güç.
Ne yazık ki ne CHP yönetimi ne de İmamoğlu'nun kendisi bu kısır döngüden kolay kolay sıyrılamıyor gibi görünüyor.Ne kadar yoğun öfke ve tepki duyulursa duyulsun, mücadelenin hukuk zemini dışına taşınmaması şarttır.
Bunu dile getirdiğimizde hemen “Hukuk diye bir şey mi kaldı?” cevabı geliyor.Oysa yol uzun ve katmanlı: Yerel mahkeme bitse bile önünde İstinaf, ardından Yargıtay var; en nihayetinde de kamu vicdanının terazisi devreye girer.Eğer isnat edilen suçlamalara karşı somut ve ikna edici bir cevap üretilemiyorsa, aklanma ihtimali de zayıflar.
Hâkime yaşını hatırlatmak, “kaçacaksınız” diye meydan okumak, parmak sallamak, sanık konumunu unutup cumhurbaşkanı havasında selamlama konuşması talep etmek ya da kendini ülkenin siyasi merkezinde görüp ülkeyi kilitlemeye kalkışmak… Bunların hiçbiri insanı içinden çıkılmaz bu girdaptan kurtarmaz.Eğer İmamoğlu gerçekten iddiaların tamamının asılsız olduğuna inanıyorsa, mahkemede tarihe geçecek nitelikte, manifesto değerinde güçlü bir savunma sunabilirdi.Şimdiye dek böyle bir adım atılmadı.Suçlamaları büyük ölçüde geçiştirdikçe ve yargılamayı bir tür şova dönüştürme çabası gösterdikçe, kamuoyunda güven erozyonu hızlandı, destek tabanı daralmaya başladı.Hâlâ iktidara duyulan konjonktürel tepkiyi, davaya dönük sempati olarak yorumluyorlar; ancak gerçek tablo bu değil.
Üstelik Özgür Özel’in CHP’nin siyasetini neredeyse tamamen Silivri eksenine hapsetmesi, İmamoğlu’nun elini daha da zorlaştırırken partinin genel manevra alanını da daraltıyor.İmamoğlu partiyi aşağı çekiyor, CHP de İmamoğlu’nu.Artık karar verme sırası kendilerinde.
Bu gidişle yerel mahkeme kararı büyük ihtimalle yıl sonuna doğru, belki bir-iki ay sarkmayla çıkabilir. Ancak İstinaf ve Yargıtay aşamaları hesaba katıldığında, nihai kararın bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde sonuçlanması oldukça düşük ihtimal.İmamoğlu’nun önündeki en kritik engel hâlâ diploma iptali meselesi. Eğer bu karar düzeltilemezse, cumhurbaşkanı adaylığı hukuken mümkün görünmüyor.Kişisel değerlendirmem şu: İmamoğlu’nun bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olabilmesi ihtimali sıfıra çok yakın.
CHP’nin artık rotasını ve temel stratejisini bu acı ama gerçekçi tablo üzerine kurması gerekiyor. Merkezini Silivri’ye değil, Ankara’ya ve ülke geneline taşıması şart.
İlk duruşmalardan itibaren net bir tablo ortaya çıktı: İmamoğlu ve ekibi, suçlamalara karşı esaslı bir hukuki savunma hattı kurmak yerine, iddianameyi siyasi tartışma malzemesi haline getirmeyi, mahkeme üzerinde baskı oluşturmayı ve süreci kamuoyu gündemine taşımayı tercih ediyor.Bu yaklaşımın uzun vadede sürdürülebilir olmadığını anlamaları ne kadar sürer, kestirmek güç.
Ne yazık ki ne CHP yönetimi ne de İmamoğlu'nun kendisi bu kısır döngüden kolay kolay sıyrılamıyor gibi görünüyor.Ne kadar yoğun öfke ve tepki duyulursa duyulsun, mücadelenin hukuk zemini dışına taşınmaması şarttır.
Bunu dile getirdiğimizde hemen “Hukuk diye bir şey mi kaldı?” cevabı geliyor.Oysa yol uzun ve katmanlı: Yerel mahkeme bitse bile önünde İstinaf, ardından Yargıtay var; en nihayetinde de kamu vicdanının terazisi devreye girer.Eğer isnat edilen suçlamalara karşı somut ve ikna edici bir cevap üretilemiyorsa, aklanma ihtimali de zayıflar.
Hâkime yaşını hatırlatmak, “kaçacaksınız” diye meydan okumak, parmak sallamak, sanık konumunu unutup cumhurbaşkanı havasında selamlama konuşması talep etmek ya da kendini ülkenin siyasi merkezinde görüp ülkeyi kilitlemeye kalkışmak… Bunların hiçbiri insanı içinden çıkılmaz bu girdaptan kurtarmaz.Eğer İmamoğlu gerçekten iddiaların tamamının asılsız olduğuna inanıyorsa, mahkemede tarihe geçecek nitelikte, manifesto değerinde güçlü bir savunma sunabilirdi.Şimdiye dek böyle bir adım atılmadı.Suçlamaları büyük ölçüde geçiştirdikçe ve yargılamayı bir tür şova dönüştürme çabası gösterdikçe, kamuoyunda güven erozyonu hızlandı, destek tabanı daralmaya başladı.Hâlâ iktidara duyulan konjonktürel tepkiyi, davaya dönük sempati olarak yorumluyorlar; ancak gerçek tablo bu değil.
Üstelik Özgür Özel’in CHP’nin siyasetini neredeyse tamamen Silivri eksenine hapsetmesi, İmamoğlu’nun elini daha da zorlaştırırken partinin genel manevra alanını da daraltıyor.İmamoğlu partiyi aşağı çekiyor, CHP de İmamoğlu’nu.Artık karar verme sırası kendilerinde.
Bu gidişle yerel mahkeme kararı büyük ihtimalle yıl sonuna doğru, belki bir-iki ay sarkmayla çıkabilir. Ancak İstinaf ve Yargıtay aşamaları hesaba katıldığında, nihai kararın bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde sonuçlanması oldukça düşük ihtimal.İmamoğlu’nun önündeki en kritik engel hâlâ diploma iptali meselesi. Eğer bu karar düzeltilemezse, cumhurbaşkanı adaylığı hukuken mümkün görünmüyor.Kişisel değerlendirmem şu: İmamoğlu’nun bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olabilmesi ihtimali sıfıra çok yakın.
CHP’nin artık rotasını ve temel stratejisini bu acı ama gerçekçi tablo üzerine kurması gerekiyor. Merkezini Silivri’ye değil, Ankara’ya ve ülke geneline taşıması şart.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Lütfen beğendiğiniz konulara yorumlar yazarak, diğer kullanıcıların takip etmesinde yarar sağlayınız
Hürriyet gazetesi, Milliyet gazetesi, Sabah Gazetesi, Posta gazetesi, Posta gazetesi, Habertürk gazetesi, Zaman gazetesi, Vatan gazetesi, Taraf Gazetesi, Radikal gazetesi, Cumhuriyet gazetesi, Türkiye gazetesi, Akşam gazetesi, Star gazetesi, Bugün gazetesi, Takvim gazetesi,Sözcü gazetesi, Yeni Şafak gazetesi, Aydınlık gazetesi, Yeniakit gazetesi, İnternetspor gazetesi, Fanatik gazetesi, Yurt gazetesi, Dünya Gazetesi
Meteoroloji,Hava Durumu,Hava Tahmini